| belgin
çöleri 1971 Ağrı doğumlu. Mimar Sinan
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü
mezunu. Fotoğrafla, lisede fotoğrafçılık kolu başkanıykan tanıştı.
Mimar Sinan Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi'nde iki kez yüksek
lisans denemesi oldu. Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Üniversiteden ayrılıp
fotoğrafa profesyonel olarak dönüş yaptı. Dergilerde fotoğraf editörü
olarak çalıştı. Fotoğraf Vakfı ve İstanbul Saydam Günleri içerisinde
yer aldı. Halen Fotoğraf Vakfı'nın yönetim kurulunda yer alıyor ve bir
dergide fotoğraf editörü olarak çalışmaya devam ediyor.
| | dikey kentin derinleri “Bu çalışma ‘kent’ konulu
fotoğraf dizisinin ilk bölümünü oluşturmaktadır. Fotoğraflar belgesel
fotoğraf niteliği taşımamakta, ‘modern kent’ olgusunu sanat tarihi,
uygarlık tarihi, mimarlık tarihi gibi bilimlerden faydalanarak ele
almaya çalışmaktadır. Fotoğraflar İstanbul’a diğer çağdaşı olan
kentlerde de olduğu gibi, modern kentin en önemli imgelerinden biri
olan metroyla bakmaktadır. Bu bakış metrodaki İstanbul’u göstermemekte,
modern kentin parçası olarak yalnızca metroyu tanımlamaktadır. İlk
insandan bu yana bütün mitlerde ve dinlerde var olan yer altı
(cehennem)-gökyüzü (cennet) kavramı, bugünün modern kentlerinin
oluşumunda önemli bir yere sahiptir. İnsanlığın on binlerce yıllık
cennete ve cehenneme olan inancı ve merakı, on dokuzuncu yüzyıl Sanayi
Devrimi’nin teknolojik gücüyle birleşince bugünün gökdelenleri ve yer
altı yaşam bölgeleri ortaya çıkmıştır. On dokuzuncu yüzyıl Sanayi
Devrimi’nin en önemli özelliği, bugün kullanılan teknolojinin ortaya
çıktığı dönem olmasıyla birlikte buharlı makinenin (tren) icat
edilmesidir. Bu, ‘hız’ kavramını modernlik kavramının içine
yerleştirmiş, modern şehirler de her şeyin hızla ölçüldüğü yerler
haline gelmiştir. Hızlı ve hazır yemek, hızlı ulaşım, hızlı iletişim…
Metronun hız, teknoloji ve yer altı kavramını içinde barındıran
özelliğiyle modern şehrin en önemli parçası olması, hiç kuşkusuz ki
kaçınılmazdır. İnsanın bütün bunlar arasında durumu biraz
karışıktır. Yine on dokuzuncu yüzyıldan insana miras kalmış olan
yabancılaşma ve yalnızlık duyguları, bugünün metropollerinin yaşam
biçimi haline gelmiştir. Fotoğraflarda insanlar bire bir görüntüleri ve
birbirleriyle iletişim halleriyle gösterilmemiş, ‘hız’la ve
teknolojiyle birlikte yok olmaya yakın ve silikleşmiş siluetler halinde
yorumlanmıştır. Çekimler, İstanbul Metrosu’nda ve metro ile
aynı derinlikte birleşik konumlanmış ve metrodan girişi bulunan
Metrocity Alışveriş Merkezi’nde yapılmıştır. Metrocity bu çalışma
içinde önemli bir olguyu temsil etmektedir; yerin derinlerinden
gökyüzüne yükselen kenti…” | |